19 Aralık 2008 Cuma

Hıyarname

Değerli Dostlar;

Toprak bize cömertçe davranıp ter türlü gıdamızı vermekte vesile olmuştur. Topraktan var olduğunu bilen insan topraktan gelen herşeye de; bir dosttan gelen herşey gibi eyvallah der. Bu noktada dediği eyvallah’ın manası önemlidir. İnsan olmanın manasını kavramış kişi eyvallah’ı gönülden der ki gönülden geçen eyvallah helaldir. Bu eyvallah’ın anlamı kişinin her gördüğü şeyi Allah’ın takdirine boyun büküp teslimiyetini ifade etmesidir. Ancak kişiye eyvallah’ı nefsin söyletmesi ise haramdır.

Değerli Dostlar;

Topraktan gelen nimetler çeşitlidir. Bu nimetlere ibretle bakmalıyız ki bir çok ders çıkarabilelim. Örneğin kabakgiller familyası vardır. Dünyanın sıcak bölgelerine yayılmış 100 cinsi ve 850 türü vardır. Ülkemizde topraktan elde ettiğimiz 3 cinsi ve bunlara ait 8 türü yayılmıştır. Hepimizin bildiği kavun, salatalık, kabak, karpuz, şalgam, hıyar hep bu familyanın mensuplarıdır. Hepsinin birbirinden farklı tadı, görüntüsü ve ismi vardır. Bahçıvanlar bunların tohumlarına göre birbirlerinden ayırıp ekerler.

Asıl konumuza gelirsek, bu kabakgiller familyasının toprağa ekilmesi ve toplanması ilginçtir. Çünkü tohumları arasına mutlaka farklı bir tür de karışır. Bu yüzden örneğin bir karpuz tarlasında bir kavun, bir kavun tarlasında bir hıyar olması muhtemeldir. Bahçenin ehli mutlaka bu kavunu veya hıyarı ayırarak mahsulu toplar ve pazara sunar. Ancak bu kavun veya hıyar dile gelse bu bahçıvana ne diyebilir? Şöyle bir laf etse :”Ey bize emek veren bahçe ehli, belki ben hıyar olabilirim, ancak şu kavunla aynı toprakta, aynı sudan ve gübreden nimetimi aldın, aynı güneşin ışınlarıyla olgunlaştım, o yüzden benim rengime ve şeklime bakma, beni de kavun say.” .Sizce bahçıvan ne yanıt verebilir bu hıyara? Eminim ki işinin ehli bir kişi ise hıyara da “eyvallah” der ancak onu mutlaka kavundan ayırır.

Değerli Dostlar;

Hepimiz aynı aileden gelsek bile hıyar ve kavun gibi farklı tohumlara sahibizdir. Aynı mekanları, aynı şehirleri, aynı kültürleri, aynı eserleri paylaşsak bile tohumlarımız farklı, tadlarımız farklı, görüntülerimiz farklıdır. Ancak farkımız ayrı olduğumuz anlamına gelmez tam tersine özümüzdeki yaşam kaynağının tekliğini gösterir. Bu gösteriş ne kadar muhteşemdir ki hakkında bir çok name yazılmıştır.

Şimdi şöyle düşünebiliriz. Aynı sofradan yemek yemiş, aynı suyu içmiş, benzer konuları konuşmuş kişiler birbiriyle aynı mıdır? Belki aynı lafları ettiklerinde karşısındakilere benzediklerini düşünebilirler. Ancak laflarını nereleriyle söyledikleri önemlidir benzemek için. Gönülden söylenen laflarla benzerlik çıkar. Ya nefsiyle söyledikleriyle ne olurlar.

Efendim,

Devir, gönlün yerini dilin aldığı devirdir. Ancak bu yüzden bana da gönülden “Estafurullah” demek düşer.

Niyet edelim ki Rabbim yazdıklarımızı önce bize nasip etsin...Sonra da ihtiyacı olanlara....

Lafı çok olanın yalanı da çok olur derler.

İzninizle efendim.

13 Aralık 2008 Cumartesi

Bileşik Kaplar Kanunu

Değerli Dostlar;

Eğitim hayatımıza ortaokul dönemlerinde giren bir konudur “Bileşik Kaplar Kanunu”. Matematiğe veya fiziğe ilgisi olmayan veya ilgili olupta bu kanunu küçümseyenler bu konuyu okul sıralarındaki yıllarında bırakır ve eğitim-öğretim eğrilerini daha üst seviyede olduklarına inandıkları kanunlarla doldurmaya girişirler. Bu kanun çok basit tanımlama ile ; “alt bölgelerinden birbirine bağlı iki veya daha fazla kapta bulunan sıvıların yoğunlukları aynı ise kaplardaki yüksekliklerininde aynı olmasını; eğer sıvı yoğunlukları farklı ise yoğunluklarıyla ters orantılı olarak yüksekliklerinin farklı olmasıdır.” . Kısaca şöyle de diyebiliriz: Kaba ne koyarsak o boşalır.

Değerli Dostlar;

Yukarıdaki satırlarda sizi fizik konularıyla sıktımsa affınıza sığnırım. Ancak benim asıl değinmek istediğim, bu kanunun hayatta da böyle olup olmamasıdır. Yani basit bir fizik kuralı gibi görülse bile hayatımızın her alanına da bunu aktaramaz mıyız? Şöyle düşünebiliriz iyilik yapan bir insan yaptığı iyiliğinde karşılığını görür, kötülük yapan bir insan yaptığı kötülüğün karşılığını görür. Elbette bu durum batında da olabilir, zahirde de olabilir. Ebedi hayat hocamın dediği gibi: “Kaba ne koyarsak o boşalır. Çünkü insanoğlunun kabı birdir.”

Değerli Dostlar;

Derler ki hayattaki tek tesadüf, sözlüklerdeki “tesadüf” kelimesidir. Bu yüzden kaderini elinde tutan insan hayatın bir çok latifeleri ile de karşılaşabilir. Bu latifelerin ne olduğu ve nasıl insanı etkilediği, hayata karşı kişinin yaptığı latifeler nispetindedir. Geçireceğimiz bir rahatsızlık nedeniyle gereksinim duyacağımız bir kan veya ilik; maddi olarak sıkıntılarımızda gereksinim duyacağımız para; kış mevsiminde ıssız bir yolda gereksinim duyacağımız bir taşıt; aç kaldığımız gereksinim duyacağımız bir çorba. Bunlar hayatın bize latifeleri olabilir. Peki aynı latifeleri biz hayata yaptık mı? Kan veya ilik bağışladık mı; para yardımı yaptık mı; taşıtımıza yoldan tanımadığımız birini aldık mı; birini doyurduk mu?

Efendim;

Kabımıza istikakımıza göre doğru ve insani doldurmalıyız ki, istikakımıza göre doğru ve insani boşaltabilelim. Unutmayalım biz kabın asıl sahibi değil sadece görünen emanetçisiyiz. Emanete iyi bakalım.

Niyet edelim ki Rabbim yazdıklarımızı önce bize nasip etsin...Sonra da ihtiyacı olanlara....

Lafı çok olanın yalanı da çok olur derler.

İzninizle efendim.

Mümtaz Ali Tahir

6 Aralık 2008 Cumartesi

Kurban

Değerli Dostlar;

Bazı mekanlar vardır; kimliği ile, mevcudiyeti ile, iklimi ile, ruhaniyeti ile ziyaret edende iz bırakır ve hatta bu iz kimi zaman gören gözler için hal olur. Soracak olursak kendimize hangi mekanlardır bunlar diye, cevabım elbette Mekke olacaktır. Hasrettir Mekke, menzildir Mekke, uzaktaki yakındır Mekke. Mekke denilince herkesin aklına Kabe gelir, hac farzı gelir, kutsal topraklar gelir. Nedendir bilmem ama benim aklıma kurban olmak gelir, ve aklıma gelen başıma gelir derler ya; başım kurbanın altında ezilir, gönlüm çoşar, büzülür; gözlerim puslanır. Kurbanın ne zaman ve nasıl çıktığı herkesçe malumdur. Benim bahsetmek istediğim bu değil. Bahsetmek istediğim aynı şartlarda kalan bir kul nasıl davranır. Ve hatta kurban nedir, kimdir?

Teşbihte hata olmaz derler; örneğimiz edebimizi alaşağı etse de vermeden geçemeyeceğim. Bir kula evladını kurban et dense ne yapar? Acaba kurban edilen kimdir? Belki de bunun üzerine tefekkür etmemiz gerekir!.

Değerli Dostlar;

Kurban benim, evet benim dediğim nefsim, egom, putumdur. Bunlar ağırlıktır menzile giden yolda. Yolun başlangıcı ben, sonu ben. Ya ben kimim? Bunları öncelikle Allah yolunda kurban etmem gerekmez mi? Hafiflemem gerekmez mi? Gönle giderken hafiflemem gerekir ki, hacımı tamamlayabileyim. Kolay olmadığı söylenir, hoş kolaylık ve zorluk sıfattır, kula göre değişir ya. Rabbim bize de aynı yolda kurban olmayı, kurban etmeyi nasip eylesin. Ancak kurban etmek için öncelikle kişinin kurban edeceğini görmesi, bilmesi ve hatta fark etmesi gerekmez mi?

Efendim;

Daha öncede belirttiğimiz gibi zarfta kalmayalım, mektuba inelim ki manasını anlayabilelim. Zarftakinden öte mektuptadır. Fark edelim, kurban olalım ki yoluna, hafifleyelim.

Niyet edelim ki Rabbim yazdıklarımızı önce bize nasip etsin. Sonra da ihtiyacı olanlara....

Lafı çok olanın yalanı da çok olur derler.

İzninizle efendim....

Mümtaz Ali Tahir

5 Aralık 2008 Cuma

VİRA BİSMİLLAH

Değerli Dostlar;

Söz uçar yazı kalır derler.

Bundan dolayı bende gönlümden geçenleri sizlerle yazılı olarak paylaşmak istedim. Dostlarıma yazdığım satırlara “Sahibini Arayan Satırlar” derim. Belki bir kaç satırda sizi arıyordur! İnşallah bu yazıyla sizi haddimden fazla meşgul etmem.

Vira Bismillah!

Değerli Dostlar;
Hepimizin bir amacı, uğrunda mücadele ettiğimiz meseleler var. Kimisi planladığımız, kimisi de kader diyebileceğimiz mücadele yumağının merkezinde ne olmalı? Çevreme baktığımda ve çevreme sorduğumda mücadele ve sorunlar hayata dair. Peki hayat mücadelesi ve sorununa nasıl bakmalıyız? Öncelikle hayatı anlamalıyız belki de. Hayatı nasıl tanımlarız? Son günlerde duyduğum ulvi gözüken ancak bana göre oldukça kısır bir söz var. “Nefes aldığın müddetçe yaşıyorsun.” Yaşam sadece nefes almaksa, biyolojik aktiviteleri yerine getirmekse; affınıza sığınarak şunu söylemek isterim: “Ahırdaki bir hayvan gibi yaşamak ne kadar güzel.”. Mücadele yok, amaç yok, erdem yok, sahibin yemini verir, sende süt üretir karşılığını verirsin. Halbuki yaşam dediğimiz süreç, biyolojik faaliyetlerin yanında insan olma erdemine sahip olabilmemizin de sınavı değil midir? Yaradılışını insan olma onuru ile tamamlamış varlığımızın mutlaka biyolojik aktiviteler haricinde de bir yaşam menzili olmalı. O zaman hayatı ve yaşamı anlamada ilk evre insanı anlamaktır derim. İnsanı anlamak bir durum çalışmasıdır. Durum çalışmalarında seçme metodları dikkate alınarak bir örnek alınır. O halde insanı anlamak için bir insan olmaya namzet örneğine ihityaç vardır. Bu durumda örnek kimdir? Bana sorarsanız insanı anlamak için en iyi örnek kişinin kendisidir. Hayatı anlamada, insanın kendisini bilmesi ve tahlil etmesi en önemli basamaktır. Bu durumda insanın kendisini sorgulaması gerekir. Kim olduğunu ve yaradılış sebebini bilmesi ve bu bilgisinden menzilini görebilmesi gerekmez mi?
Yunus ne kadar güzel demiş: “İlim ilim bilmektir; İlim kendin bilmektir; Sen kendini bilmezsen; Ya nice okumaktır.” Yunus’un ilmi neydi? Yunus’un ilmi kendisine dairdi, kendisinden başlayıp kendisinde sonlanan bir ilim anlayışı ile yaşamı ve hayatı tanımlamıştır Divan’da. Demek ki kişinin ilim sahibi olabilmesi için öncelikle kendisini bilmesi gerekir. Yunus’un menzili İlim’di, çıkış noktasıysa kendisiydi. Bu tanımlama tüm ilimler ve tüm menziller için de geçerli değil midir?
Yaşam menzilimizi oluşturan biyolojik sürecimiz değildir. Duygularımız, duyularımız, nefsimiz, egomuz, aklımız, kötülük ve iyilik anlayışımız menzili oluşturur. Bu anlayışta olmayanlar biyolojik organizmalar ve insan harici yaşayan varlıklardır. Hoş bu anlayışta olmayanlar için yaşıyor denilir mi? Filibeli Ahmed Hilmi’nin “Amak-ı Hayal” adlı eserinde yaşama ve hayata dair fikirlerini söyleyen Raci için dervişler “Vay sen yaşıyor musun?” diye sormuşlardır. Evet kendisini bilmeyen biri nasıl olurda hayatı ve yaşamı bilir? Daha da doğrusu kendisini bilmeyen için nasıl olurda yaşıyor denir! 

Efendim;
Hayat ve yaşam bir zarftır. Zarfı açalım, içindeki insanı okuyalım. Hayata ve yaşama dair ne varsa ondadır.
Niyet edelim ki Rabbim yazdıklarımızı önce bize nasip etsin...Sonra da ihtiyacı olanlara....
Lafı çok olanın yalanı da çok olur derler.
İzninizle efendim....

EFENDİM

21 KASIM 2008 CUMA


Yokluğunda seni özledik.
Sana değen rüzgarı, seni örten bulutu özledik.
Özlemeyi, özlenikmeyi, sevmeyi, sevilmeyi, sevindirmeyi,
sevindirilmeyi özledik Efendim.
Yokluğunda seni özledik.
Sana değen rüzgarı, seni örten bulutu özledik. Özlemeyi, özlenilmeyi, sevmeyi, sevilmeyi,sevindirmeyi, sevindirilmeyi özledik Efendim.
Aşkı, gözyaşını, müsamahayı, ahlakı, adabı, ihsanı, irfanı, iz'anı, ferseti, basireti, şecaatı, celadeti, adaleti, meveddeti, muhabbeti özledik.
İzzeti, hikmeti, fıtratı, şefkati, hürmeti, devleti özledik. Senden sana tefrika meşrebimiz, taklit mezhebimiz, cehalet mektebimiz, atalet fıtratımız, hamakat şöhratimiz, ihanet sıfatımız, küffar velinimetimiz oldu.
Efendim,
Sen kendini "abdühü ve rasuluhu:" O'nun kulu ve elçisi" olarak takdim etmiştin. Sana iman eden bazıları sana hürmet adı altında seni kulluktan "kurtarıp" melekleştirerek hayattan dışladılar. Bu ifrata karşı başka bazılarıda tefrite sapıp seni"güzel örnek" olmaktan çıkarıp bir "bir postacı", bir"ara kablosu" seviyesinde görerek hayattan dışladılar.
Bunların hepsi sana iman ediyordu. Ama seni hayatımızdan çıkarmanın ızdırabını çektirdiler bize. Bu işi, göğe çekerek ya da yere sokarak yapmaları sonuçta hiçbir şeyi değiştirmedi.
Allah seni "güzel örnek" olarak gösterdi. Sen Kur'anın konuşanı, yürüyeni, haraket edeniydin . Tıpkı bir annede spermin insana, bir ağaçta suyun meyvaya, bir arıda tozun bala, bir tavukta darının yumurtaya, bir koyunda samanın süte dönüşmesi gibi, ayetler sende hayata dönüşüyordu.
Allah ısrarla seni örnek gösterirken , birileri ısrarla kitab'ı, kitapları örnek göstermekte direndiler. Öylesi işlerine geliyordu, cansız bir nesneyi örnek edinmekle, canlı bir insanı örnek edinmek aynı olur muydu?
Efendim,
Kitapsızlıktan değil, "peygambersizlikten" kırıldık. Yokluğumuz peygamber yokluğu. Seni hatırlatan, seni andıran insanların hasretini çekiyoruz. Çocuklarımız peygamberi sorunca "evladım onun ahlakı tıpkı falancanın ahlakı gibiydi" diyeceğimiz insanlar yok denecek kadar az.
İnsanlık destanıyla yaşıt olan vahiy sürecinde birçok kitapsız peygamber gelmişti de, bir tek peygambersiz kitap gelmemişti. Sayenizde yaşlı dünya ona da şahit oldu.
Şimdi kur'an mahzun efendim, kur'an öksüz. Seninle ku'an'ın arasını ayırdık, etle tırnağın, toprakla tohumun, anayla evladın arasını ayırır gibi.
Gel de bir bak efendim, bu mazlum ümmetin hali pür-melaline. Bıraktığın din tanınmaz hale geldi, bıraktığın sitenin harabelerinde baykuşlar tünedi.
Gün geçmez iki ümmetin coğrafyasından feryat yükselmesin, oluk oluk kan akmasın.
Bir olarak bıraktığın ümmetin kaç parçaya ayrıldığının sayısını onu parçalayanlar dahi unuttu.
Bıraktığın kutlu mirası hovarda mirasyediler gibi parçalayarak paylaştık efendim. Nebevi mirasın irfani ve ahlaki boyutuna bir hizip, ilmi ve fikri boyutuna bir başka hizip, siyasi ve hareki boyutuna ise daha başka bir hizip sahip çıktı. Yüzyıllardır tüm bu hizipler, ellerindeki parçanın"bütünün kendisi" olduğunu iddia etmekle ömür tükettiler. Her hizip ellerindeki parçayla övünüp durdu. Hepimiz hakikatin merkezine kendimizi oturtup hak benim dedik.
Oysa ki efendim, bazen parçalanan hakikat hakikat olmaktan çıkar. Ait olduğu bütün içerisinde anlamlı olan bir parça o bütünden ayrılınca anlamsızlaşabilir. Bunu farkedemedik Efendim.
Efendim,
İsailoğulları, peygamberlerini katlediyorlardı. Biz de senin güzel hatıranı, emanetini, adını ve sünnetini katlettik. Seni katlettik Efendim.
Kimilerimiz için sen hiç ölmedin, o ender bahtiyarlar seni hep içlerinde, işlerinde, hayatlarında , düşüncelerinde, duygularında , eylemlerinde, evlerinde yaşattılar.
Kimilerimiz içinde sen hiç doğmadın. Onlar hep senden mahrum yaşadılar. Şol mahiler ki derya içindeydiler, deryayı bilmediler.
Varlığının kaç bahara bedel olduğunu bilmeyenler yokluğunun ıztırabını nasıl duysunlar Efendim?
Seni çok seviyoruz, seni çok özlüyoruz... Bize kırgın mısın Sevgili Efendim?
( AKABE eğitim ve kültür vakfı)'ından alıntıdır.

1 TEFEKKÜR VE SORULAR:

GölGem dedi ki...

Allah yolundan ayırmasın. Emeğine sağlık.

YAKARIŞ

03 ARALIK 2008 ÇARŞAMBA


Bismillahirahmanirahim
'O' bütün canlıların rahmanı bütün canlılar gece ve gündüz 'O' nu anar. Tüm canlılar 'O'
na hamd eder. O'nun yeryüzünde ve gök yüzünde eşi ve benzeri yoktur.O en büyük bağışlayıcıdır. Tüm canlılar mutlaka 'O' na döndürülecektir. 'O' doğunun ve batının rahman'ıdır güneşin doğduğu hiçbir yer ondan saklı değildir,iki kişinin bulunduğu yerde 'O' üçüncü kişidir.üç kişinin bulunduğu yerde 'O' dördüncü kişidir. Ey insanlar rabbinizi unutmayın gece ve gündüz her adım atışınızda her nefes alışınızda ğözünüzün gördügü her yerde her kalp atışınızda rabbinişzi anın anınki rabbiniz sizi din gününde mağfiret etsin. ALLAH yanlızca doğruyu söyler.
Ya rabbi ben şimdiye kadar gözlerim körmüş beni affet. Hiç duymamışım beni affet.hiç kalbim atmamış beni affet. hiç nefes almamışım beni affet.insan olarak hiç düşünmemişim beni affet.hiç gök yüzüne bakmamışım hiç gece olmammış hiç sabah olmamış hiç gün ağırıken görmemişim beni affet. sen affedicilerin en büyügüsün senden başka tapacak yok beni affet.
Ya Rabbi seni unuttuğumuz için çağrına kulak vermediğimiz için bizi affet Ya Rabbi biz şerri iyiliğe tercih ettik bizi affet. Peygamberini görmedik seni yeryüzünde ğörmediğimiz için bizi affet. şimdi şu kulun her canlıda seni arar şimdi herkes kabe de seni haykırıyor benim bedenim burda gönlüm uzaklarda seni arar beni affet. o belirli gün geldiğinde sana yüzümüz olmayacak ya rabbi bizi affet.
ya rabbi bizi İbrahimin ümmetinini affettiğin gibi affet bizi Musa nın ümmetini affettiğin gibi affet ya rabbi bizi son peygamber yer yüzünü senin için yarratım dediğin MUHAMMED aşkına affet. Her gece miskin miskin uyuduğumuz için affet taşlar bile senin korkundan çatladığı halde biz unuttuğumuz için affet gök yeryüzünü yaratırken gönlüyle geldigi halde senin davetine gelmediğimiz için affet.Günahlarımıza ağlayamadığımı için affet.yeryüzünde sana tüm canlılar secde ederken biz etmediğimiz için affet.
Ya Rabbi şeytan bizi senin sonsuz rahmetinle kandırdı şeytana uyduk bizi affet.dünya bizim ğözümüze süslü geldi arkadaşlarımıza uyduk bizi affet.
Ya rabbi o ses geldiğinde dağlar atılmış pamuk gibi savrulduğu insanların kelebekler gibi uçuştuğu ve diri diri gömülen kız çocuna hangi suçtan gömüldüğü sorulduğu zaman sana dönecegiz.
Bizi affet.

YENİDEN BAŞLAMAK

30 KASIM 2008 PAZAR

Hayatınıza yeniden başladığınız hiç oldumu? Hiç olmaz olurmu Adem ayeyisselamın da hi olmuş hani ALLAH (C.C) onu cennetten kovmuştu sonra tövbesini kabul edip cennetine kabul etmişti. Her insanın ikinci bir şansı vardır hele bu şansı ALLAH veriyorsa kapı her zaman açıktır yeterki gönülden olsun yeterki taa derinlerden gelsin. Bir arkadaşım ALLAH (C.C) kendisini ve tüm inananları affedeceğini ve cehenneme atmayacağını tüm günahlarına rağmen cennete girebileceğini iddaa etmişti. ALLAH kuran-ı kerimde diyorki: Ey insanlar şeytan sizi ALLAH ın mağfiretini çok affediciliğini söyleyip sizi kandırmasın. Aslında hepimiz ALLAH ın varlığını tek olduğunu her an yanımızda olduğunu biliyoruz. ister musevi olsun ister hiristiyan herkes biliyor. Peki dünyada bu kadar günah niye o zaman niye insanlar mutlak sona giderken bu kadar pervasız. Hiç kimse sonsuza kadar yaşayamayacak. Acaba sabahlara kadar namaz kılan birinin en büyük günahı ne, hangi günahtan sonra insanın ALLAH' a yüzü kalmaz. ALLAH insanlara o kadar çok uyarı göndermişki insan hangi uyarıdan sonra akıllanacak.ALLAH' ı unutan bir insan sabahı nasıl ediyor ya da onun sabahı ile dindar birinin sabahı arasında nasıl bir fark var. Ben kaç kere tövbe etsem benim günahlarım af olur. Şu son iki ayda sabahlar bir başka sabah ,geceler bir başka gece, dağlar eskisi gibi heybetli degil ,ağaçlar ot degil gökyüzü sadece mavi değil, ben eski ben değilim, neden şimdiye kadar bunları hiç düşünmedim bilmiyorum. Ney di o gece benim içime düşen şey.Neden hiç ney dinlemedim bilmiyorum. Bu yaştan sonra ben aşık olmam diyordum bu aşk değilse ne o zaman neden yanlız kalmaktan bu kadar korkarken, yanlız kalmayı bukadar istiyorum, neden her aklıma ALLAH geldiğinde kendimi tutamıyorum, neden gündüzler bukadar çekilmezken geceler bu kadar güzel, neden artık çimlere basamıyorum ,neden bukadar günahım var kaçınılmaz son mu beni bukadar korkutan ya da söylenen bildirilen son mu beni bu kadar korkutuyor.Neden benim aklıma geldide bir başkasının aklına gelmiyor bunlar ve ya aklına geliyorsa onlar nerde, neden bu kadar yanlızım ben. Neden konuşmak istediğim sonu bilenlerle karşılaşmıyorum. Neden daha önce yüzlerce kez işlediğim günahları şimdi işlerken bu kadar utanıyorum.Şimdi aynı günahı işlersem ALLAH beni bir daha affetmezmi. dağların atılmış pamuk gibi uçuştugu insanların kelebekler gibi savrulduğu atalarımın diriltildiği o an geldiği zaman sonumuz ne olacak, sonumuz güzel olsun diye ne kadar dua etsem o an'dan kurtulurum, ne zaman insan gibi degilde kul gibi düşünürüm, ne zaman göz yaşlarım diner, ne kadar ağlasam ALLAH beni affeder, ben kendimi affedemezken ALLAH' tan nasıl af dileyim.Neden kuran-ı dinlerken bu kadar tüylerim diken diken oluyor. Yeniden başlasam insan değilde kul olabilirmiyim.Yeniden başlasam arkadaşlarım bana lakap taksa ne olur.Benimle dalga geçse ne olur.Alıp başımı hiç tanımadığım beni de tanımayan insanların yanına gitsem ne olur.Tüm günahlarımın cezasını dünyada çeksemde ahirete hiç borçlu kalmasam ne olur.Gözlerim hiç günah görmese dilim tutulsa hiç konuşamasam ne olur, dünyada bir avare olsam elime bir tomar kağıt alsam dünyanın tüm tapularını dağıtsam ne olur. Deli deseler bana ne olur, kalbim iman ateşyle yansa yok olsam ne olur.Hiç dünya ya gelmemiş olsam Mekke'de bir taş olsam ne olur, sıcak rüzgarlar beni kabeye doğru savursa ne olur veyahut secde de donup kalsam beni hiç kimse hatırlamasa ama dünyanın ıssız bir adasında taşlaşmıış zikir yapasam ne olur.Bunlar olmazsa bari gündüzler insan tarafımın geceler kul tarafımın olsa ne olur.Ne olur ALLAH ım beni ve tüm insanları affetse, ne olurdu şeytan o gün insana secde etseydi bunları yaşarmıydık veya adem aleyyisselamı kandırmasa ne olurdu. Ne olurdu bilmiyorum tek bildiğim artık ben ben değilim her şeye yeniden başladım.

3 TEFEKKÜR VE SORULAR:

kutup dedi ki...

hosgeldin..ne guzel bir gelis olmus ...hayırlı olsun...ve bize de yeni bir baslangic olsun :)her son yeni bir baslangic degil mi ?

cerrah dedi ki...

hoş geldin meraktan soruyorum su anki halinle cennete girmek istemisin günahların icin cehennemde yanmaya razımısın allah seni cennete sokmak istesede girebilirmisin

GölGem dedi ki...

ben hayata yeniden başlayanlardanım. Görmeyen gözlerim görür oldu, nefsin oyunlarından değil Allah aşkı ile ağlar oldu. 
Hissetmeyen kalbim artık onunla dolu atıyor.
her an onu idrak etmek için çabalıyor beynim.
Ani bir değişim oldu benim için ve hızlı bir ilerleyiş. İlerleyiş diyorum çünkü varlığımın farkına varmak çok önemli bir adım benim için ve hiçliğimin bilincinde olmak...